English
Merhaba, üye girişi için tıklayınız
ŞALOM Dergi - Eylül 2018
ŞALOM Dergi - Eylül 2018ŞALOM Dergi - Eylül 2018ŞALOM Dergi - Eylül 2018ŞALOM Dergi - Eylül 2018
ŞALOM Dergi - Eylül 2018
Ürün Fiyatı :
14,00 

Sevgili Okur,
Ardından onca koşulan, kimi kez uğruna ruhların satıldığı, bazen yaşamların ve yüce değerlerin lime-lime edildiği, kimilerinin ilahlaştırdığı para… Üstelik temsil ettiği değerlerin tümünün yüceltildiği bir dönemde yaşadığımız aşikârken…
Dergimizin bu sayısında sayfalarımıza serpiştirdiğimiz konu, “para”!

***

Mark Twain, “The Prince and the Pauper” (Prens ve Dilenci) adlı klasik romanında Dilenci Tom ile Prens Edward sadece aynı gün doğmakla kalmayıp dış görünüş olarak da birbirlerine benzediklerini keşfederler. Biraz değişiklik ve eğlence olsun diye kıyafetlerini değiştirirler. Tabii ki bu şekilde karma karışık olaylara sürüklenme pahasına. Bu eserinde Twain, 16. yüzyıl toplumuna ve şüphesiz günümüze kadar süregelmiş olan eşitsizliğe mizahi açıdan ayna tutmakta.

***

Diğer bir Kral ile dilenci meselini, anımsadığım kadarıyla nakledeyim:
Akşam gezisine çıkmıştır kralımız. Yolunun üstünde bir dilenciye rastlar. Tacı, kaftanı ve kocaman kibriyle yüce Kral, yol kenarındaki dilenciye, “dile benden ne dilersen,” der.
Dilenci de muzipçe gülümseyerek sorar: “Dileğimi gerçekleştirebileceğini mi zannediyorsun?
Üstten bakan o edasıyla Kral, emreder: Tabii ki! Güçlü bir kralım, ben. Çabuk söyle ne istersin?
Bunun üzerine dilenci bir çanak uzatır ve sorar: Bunu herhangi bir şeyle doldurabilir misin?
Kral bir kahkaha atar ve çanağı altın sikkelerle doldurtur, maiyetine.
Altınlar anında buharlaşır.
Şaşkınlıklar içindeki kral çanağı bu kez pırlantalar, daha sonra yakutlar ve en sonunda da elmaslarla doldurtur. Heyhat! Çanak hep boştur – adeta yer yarılmış hepsi gaibe karışmıştır.
Hezimete uğramıştır, Kral.
Merakla sorar dilenciye: “Bu çanak nasıl bir çanak?
Dilenci yanıtlar: “İnsan dimağıdır bu çanak, kişinin arzu ve isteklerinden oluşmuş. Doymak bilmeyen! Mevkie, paraya, kudrete…”
Hal bu ki, aslen doyum, sadece kendi içimizde, özümüzün mayasında.
Dilenci omuzları çökük vaziyette karşısında duran Kral’a uzanır, cesaretini takınır ve elini omzuna koymaya cüret ederek onu teselli eder: “Sen Kralsın, üzülme. Bu da geçer!

***

Geride bıraktığım yaz günlerinde Halikarnas Balıkçısı’nın gönül coğrafyasındaydım, kısacık bir süre. Ege’nin karşı kıyısındaki komşumuzda devasa alevlerin sebep olduğu yıkımın yasını tuttuk. Her yaz sıcağının bizdeki senaryosu orman yangınlarımız biteviye dağladıysa da yürekleri… Denizle iç içe, arındım Ege sularının mavi aynasında. Kış akşamlarımın karanlığına inat, güneşi topladım saçlarıma. Geceler mesken tuttu yıldızlara, gönlümdeki sessiz ve vakur aşkın tapınağı – mehtaba nispet.
Şimdilerde ise…
Yaşam döngüsünün güvenli kanatlarında tatillerimizden evlerimize dönüyoruz, kutlamak için Roş Aşana’yı – Yahudilerin Yeni Yılı, 5779’u. Umut, sağduyu, sadakat, bağlılık, sevgi, tevazu ve iyilikle yücelteceğiz hayatlarımızı, paranın satın alamadıklarıyla donatarak kalplerimizi.

Sağlık, huzur, mutluluk bereket dolu bir dönem dileklerimle,
Sevgiyle kalın
Suzan Nana Tarablus
Şalom Dergi Editörü