English
Merhaba, üye girişi için tıklayınız
Şalom DERGİ - Ekim 2026
Şalom DERGİ - Ekim 2026Şalom DERGİ - Ekim 2026Şalom DERGİ - Ekim 2026Şalom DERGİ - Ekim 2026
Şalom DERGİ - Ekim 2026
Ürün Fiyatı :
235,00   (Kdv Dahil)

İnsanlık, korkularını önce masallara, sonra efsanelere, en sonunda da dijital ekranlara taşıdı. Norveç ve İzlanda’da ilk kez rastladığım İskandinav mitolojisinin trolleri, dağların içinde veya köprülerin altında yaşayan ürkütücü yaratıklardı. Çirkin ve devasa bedenleri vardı lakin zekâlarıyla değil, hoyrat güçleriyle tanınıyorlardı. Rehberlerimize kulak verdiğimde güneş ışığına çıktıklarında taşa dönüştüklerini, bu yüzden karanlığı sevdiklerini, yoldan geçenleri korkutarak beslendiklerini ve en büyük güçleri saldırmak değil, yol kesmek olduğunu öğrenmiştim. Amaçları insanların güvenle geçmesini engellemekmiş…

Mitolojik anlatıdan bu yana yüzyıllar geçti. Günümüzde ise o taş bedenlerin yerini dijital ağlar aldı. İnsanlar artık yolları-nehirleri değil, fikirleri geçiyor; ekranlardan birbirlerine ulaşıyor. Ama köprülerin altında hâlâ troller var - dev cüsseleri yoksa da klavyeleri var.

Sosyal medyanın trolleri de tıpkı mitolojik ataları gibi görünür değiller. Çoğu takma isimlerin, sahte hesapların, anonim profillerin ardına saklanıyor. Tartışmak için değil, provoke etmek için yazıyorlar. Fikir üretmiyor; öfke üretiyorlar. Amaçları hakikati aramak değil, iletişimi kesmek. Yolları yine geçilmez hâle getirmek.

İki dünyanın trolleri arasındaki benzerliğe bakın: Mitolojideki trol güneşe dayanamazken günümüz trolleri şeffaflığa dayanamıyor; gerçek kimlikler ortaya çıktığında, söylediklerinin sorumluluğunu üstlenmeleri gerektiğinde sessizleşiyor veya kayboluyorlar. Çünkü nefret çoğunlukla anonimlikte büyür; hakaret karanlıkta filizlenir.



Trolün bir öfke cümlesi, maalesef genellikle uzun bir düşünce yazısından daha fazla görünürlük kazanıyor. Algoritmalar ise, ne yazık ki, çoğunlukla sağduyudan çok çatışmayı ödüllendiriyor. Böylece trol yalnızca bireysel bir sorun olmaktan çıkıp; sistemin beslediği bir aktöre dönüşüyor.

Oysa insanlık tarihini ileriye taşıyanlar, köprü kuranlar değil mi? Mimarlar, düşünürler, bilim insanları, sanatçılar… Hepsi insanlar arasında yeni geçiş yolları açmaya çalıştı. Trol ise köprünün kendisiyle ilgilenmez; sadece geçeni düşürmek ister.

Her tartışmaya girmek gerçekten gerekli mi? İskandinav masallarındaki yolcular bazen köprüyü geçmek için trolle dövüşmez, başka bir yol bulurlardı. Sosyal medya çağında da aynı bilgelik geçerliliğini koruyor. Her provokasyon, her hakaret, karşılık verilerek büyütülmek zorunda değil. Kanımca doğru cevap, sessizce yolumuza devam etmektir.

Dijital dünyanın köprülerini güvenli kılacak olan şey daha yüksek duvarlar değil, daha sağlam karakterlerdir. Empati, doğrulama kültürü, eleştirel düşünce ve nezaket… Bunlar bugün elimizdeki en güçlü ışıklardır.

Belki de eski İskandinav anlatılarının bize bıraktığı en önemli ders budur: Karanlıkta yaşayan yaratıklar her çağda olacaktır. Önemli olan, onların yaşadığı karanlığı büyütmek değil; güneşi çoğaltmaktır.

Çünkü güneş doğduğunda, gerçek veya mecazi trollerin gücü azalır. Her günün sonunda güneş mutlaka doğar. İlk ışık dağların doruklarına vurduğunda, masalların trolleri nasıl taşa dönüşüyorsa, hakikatin ışığı da yalanı, nefreti ve kışkırtmayı öylece hareketsiz bırakır.

Geriye yalnızca insanın kadim yolculuğu kalır… Birbirine ulaşabilen insanların, birbirini anlayabilen insanların, birbirine ışık olabilen insanların yolculuğu.

Suzan Nana TARABLUS